28 Ekim 2010 Perşembe

2010 Burası Eğri Göl.

Burası EĞRİ GÖL…

Cumartesi olmazsa Pazar gelirim deyipte kandırır oylarsın bilirim..


Sözde cumartesi günü çıkacaktık yola. Ama dostum Sait EROL’UN işi çıktığı için pazara kaldı gezimiz. Olsun sağlık olsunda gerisi olur gider. Bir hafta önce de niyetlenmiştik eğri göle varmaya ama yolda gazi olduk döndük.

Pazar sabahı Sait Konya’dan abim Hasan Hüseyin DUMRU ile birlikte sabah yedi gibi çıktılar yola. Dokuz gibi Bozkır dalardı. Kahvaltıdır nevale hazırlamadır hepsi dokuz buçuğa tamamlandı. Bismillah deyip bindik arabaya..


Güzergâh Bozkır-üçpınar-dedemli-çatdere-eğrigöl şeklinde planlandı. Dedemliden Ramazan BİLGİLİ kardeşimizide kattık ekibin içine yola devam. Manzarayı izleye izleye tırmanmaya başladık yokuş yollarda…


Öyle bir yere geldik ki eriyen kar kütlesinin suları yolu çamur deryasına çevirmiş. Tabi yol yokuş ve çamurlu arabada en zayıfı 60 kg olan dört kişi..




Araba batmadan indik arabadan Yaklaşık bir elli altmış metre yürüdükten sonra çamurlu arazi bitti ve devam ettik. 
Sait arabayı uçurmadan kaçırmadan zirveye varmanın heyacanı ile horon tepmeye başladı:)
 Manzara şahane.. Yeni yeni kalkan kar tabakası ve eriyen kar suları ile beslenen topraktan fışkırmış binbir çiçek…


Mis gibi hava… Ha birde tam çevirmelik geçiler… Ne tatlıdır bunları eti varyaa… Al sana organik gıda..


1600 metre rakımdan 2050 rakıma doğru çıkıyorduk. Biz tırmandıkça coğrafyanın güzellikleri derin yarlar bütün ihtişamı ile bir bir çıkıyordu karşımıza…


Kürs yapmış karların heybeti yanında fotoğraf çekilmek gerek değil mi..

Saat 12ye doğru vardık eğri göle.. Ne muhteşem manzara… Birileri daha var eğri gölde. Kesin Bozkırlıdır.



Eğri gölde en büyük sıkıntı göle yakın oturabilmekte.. Gölün etrafında ki çimenli alan tamamen ıslak bazı yerleri ise su içerisinde adeta. Ben araçtan oltaları kurmak için göl kıyısına indim. Oda nesi karşımda ki adamlarda da olta var..  Neyse balık işi nasip işi. Ya nasip deyip salladım oltaları.


Tabi ben yarı topal yürüdüğüm için arkadaşların oturduğu yere ulaşmam biraz zaman aldı ve yorucu oldu.. Doktor kemalin kamelyasının altında yakmışlar ateşi.

Bir yanda ateş yanarken bir yanda da yoğurdumuz buzzz gibi suyun altında soğuyordu… Izgara tamam. Yoğurduda kattık bir bidona çalkala yavrum çalkala.. Köpük köpük günsülemiş ayran..



Sofrayı kurduk. Ben dağ dağ dolanmaya alışık olduğum için dağda oturduğum yeri seçme gibi bir sıkıntım yok ama Sait kardeşimiz bir türlü oturamadı.. Sait otur kardeş bulduğun yere otur..  Burada böyle… Burası İstanbul…Bu burası İstanbul sloganı iyi takıldı dilimize sait ne zaman üstüm kirlenir diye bir şeyden sakınsa burası İstanbul deyip gülüşüyoruz..


Ben oltaları kontrol etmeye giderken Ramazan Bilgili kardeşimize de çay koymak düştü.. Daha doğrusu o vazifeyi üstlendi. Bende Saitle birlikte oltaları kontol etmek için düştük yola.. Merak buya illa ki soracağım oradaki bizden önce gelen adama sen kimsin nerelisin diye.. Selamlaştıktan sonra o sordu nerelisiniz diye.. Bozkırlıyız deyince seni tanıdım. İnternette fotoğraf yükleyen çocuksun sen dedi… Ne çocukmu….

Adamlar Cuma gün akşamdan gelmişler kamp kurmuşlar. İki gün iki gecede üç tanede aynalı sazan almışlar… Bu sazanlar yenmezde hangi sazanlar yenir haa… gel vatandaaş geeell kar suyunda beslenen sazan bunlar.. 2050 metre rakımda beslenen sazan bunlar… geeeel vatandaş

Derya kuzusu mübarek..


Sazanla ve sazan avcısıyla birkaç kare fotoğraf çektikten sonra benim oltalara baktık.. Zaten bizim  balık tutma diye bir niyetimiz yoktu.. Biz balıkları beslemek için gelmiştik. Amacımıza da ulaştığımızı gördüm. Oltalar bomboştu…

Geriye döndüğümüzde çay hazırdı. Davşan ganı çay ped bardağa pek yakışmadı ama cam bardaklar yolda ya kırılmış ya çatlamış…

Çayları içtik sıra karlı pekmezde idi.. Halis muhlis Sarıoğlan bağının üzüm pekmezini karın üstünde gezdirdik.


Neymiş efendim kara pekmez dökerken konuşursan donarmış.. Eeee bizde de çene bol hemşerim. Kar oldu billur billur buz… Kaşıkla eze eze yedik karlı pekmezimizi..



Havada iki tane iri kuş belirdi sait diyor kartal ben diyorum şahin.. Fotoğrafını çekelim görelim dedim. Çektik. Yeşil başlı göğeel öredek çıktıJ
 
Göl üzerinde de ebabiller tur atıyordu. Bir o yana bir bu yana özgürce uçuyorlardı.. Ebabil olmak lazım bu gölde.. Gökten bakmak lazım bu manzaraya..

Zaman su gibi akmıştı bu dağın başında… Ve yarın pazartesi mesai günü. Yani boynu bükük dönme zamanı gelmişti Bozkıra…

Sait hüzünlü gözlerle son defa bakıyordu eğri göle.. Belki bir daha ne zaman nasip olacaktı bu doğa harikası yere gelmek.. Belkide  bir daha nasip olmayacaktı.. Bir nefes yapıp çekiyordu içine eğri gölün manzarasını...
Düşünme saidim bu kadar.. Sen ve senin eserin TOROSLARIN SESİ  Dergi-Gazetesi lazımsın bize...


Nasip olur fikir değiştirmezsek 19 mayısta yeniden çıkacağız eğri göle.. O güne kadar  hoşca kalın...




1 yorum:

zeki Durmaz dedi ki...

Yazınız için teşekkür ederim.

Yorum Gönder

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More