28 Ekim 2010 Perşembe

Ballı Nasip.

Bayramın 3. Günü. Bayramlaşma eşle dostla kaynaşma falan filan.. Rutin işlerin hepsi halloldu.. Asker avara.. Askere iş lazım..

Önce balığa gitme fikri vardı kafamızda. Sonradan vazgeçince rotamızı Sarıot Yaylası  ordanda kar kuyusuna çevirdik. Tam öğle vakti sarıot yaylasındaydık. Hava sıcak.Yola devam ediyor Böğürdelik mevkisinde gelmeden Değirmenöreninde ki sulardan buzzzz gibi su içip yokuşa dayanıyoruz…
Bu yıl arı sokmasına karşı yeterince bağışıklık kazansam da arıdan hala korkuyorum. Bu defa bari arı sokmasa diye diye yokuşu çıktık Merdiven yaylası ve Gumlu Boğaz derken kar kuyusuna ulaştık..
Kendi ailemize ve eşe dosta dağıtmak için alabildiğimiz kadar kar katıp dönüş yoluna düştük.
Yeniden Değirmen örenine geldiğimizde Bozkırda esnaflık yapmış bir büyüğümüz Mehmet GÜMÜŞ başını omzunun arasına sıkıştırmış ağır adımlarla geliyor.. Mevzu anlaşıldı. Arıcı arıları kızdırmış  arılarda ona saldırmış, arılardan saklanıyor..

Daha öncede aynı yerde karşılaşmış ve kar ikram etmiştik. O da bize bir çita bal sözü vermişti.. Bir avuç kara bir çita bal.. İki gün sonra bal geçti elime.. Bal yahşiii. Ama Mehmet abi o gün demişti ki asıl bal bu değil. İnşallah kütük kovan balı yedireceğim size…
Anlaşıldı ki o gün geldi çattı. Mehmet abi kovan bozmuş…Yanında da belediyenin su işlerine bakan Mehmet abimiz var. Soyadını bilmediğim için yazamıyorum. Sucu memet diyeyim.
Sucu Mehmet abinin elinde iki poşet var.  birinde domates biber soğan diğerinde pide..
İkram için sofraya davet edildik.. Naz filan yok.. Hemen çöktük.. Eee neticede asker aç…

Dağ başında ne yerseniz yeyin ayrı bir lezzeti oluyor hele birde ikram olunca yediğiniz tadı ömür boyu aklınızda kalıyor..
Hemen ortaya bir çoban salata yaptık.. Gümüş abi bir çıta bal getirdi.. Bal güneş ışığında parıl parıl parlıyor..İştah kabardı.
 

Dağ başında kabı nerde bulacan çanağı nerde bulacan. Asker aç ve sabırsız.. Hemen bir çita poşetinin üstünde servise hazırlandı bal..
Bu çita tekniğini ilk defa denemiş  Gümüş abi.. Çita diye bir şey yok.. Sadece balı askıda tutacak bir çita parçası... Bal doğal petek doğal.. Balı yedikten sonra farketimki balta telde yoktu.. Arılar hünerlerini göstermiş..Bal türül türül kokuyor... Sarıot yaylasının bin bir bozkır çiçeğinin kokusunu almış...

Öbür yanda dalından yeni koparılmış domates biber ve yeni sökülmüş kuru soğandan oluşan salata bana daha çok cazip geliyordu.. Önce soğan ve domatesle bir ekmet dıkımı (sıkımı) yapıp ona yumulduk.. Bir dıkım baldan bir dıkım salatadan.. Su  desen buzzz gibi...Balınn çitasını tamamen yesenizde ağzınızda bir gram petek kalmıyor.. Peteğide arı kendisi ürettiği için damakta eriyip gidiyor... Lezzeti desen.. Tarifi imkansız..
Karnımız doyup göbeğimiz şiştiğinde bir çita baldan geriye pek bir şey kalmamıştı..Tabi biz bu arada Gümüş abi ile sohbet edip gülüşüyoruz.. ''Nasip bak nasıl buluşturdu bizi aynı yerde...''
Dönüş zamanı yine gelmişti. Gümüş abi ve sucu Mehmet abimize bir poşet billur billlur kar bırakıp müsade istedik..

Şimdi varın gidin siz hayal edin. Sarıot yaylasının üstünde, buzzz gibi  suyun gözünde şehirin her türlü kirinden pasından uzakta üretilen balın saflığını ve tadını...Siz hayal edin.. Biz gerçekleştirelim:)

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum...Yeniden görüşmek üzere..
Hüseyin DUMRU

0 yorum:

Yorum Gönder

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More