21 Ekim 2010 Perşembe

EĞRİ GÖL MACERASI

EĞRİ GÖL GEZİSİ


Gezimize 13.06.2009 cumartesi saat 19 sularında iki ayrı gurup olarak başladık. Ben ve arkadaşım Hüseyin Akpınar Bozkırdan hareket edip Çağlayan Kasabası üzerinden yayla yoluna Girerken ekibin diğer iki üyesi Mehmet Bulat ve Yakup Çetin arkadaşlarımızda Dere Kasabasından Sorkun, Karacahisar yol güzergâhından hareket ettik.

İlk buluşma yerimiz bu iki yolun kesiştiği zirvede oldu. Burada buluştuktan sonra Çat yaylası ve sarıot yaylasından gurup suyunun kaynak noktasına doğru giden yola saptık. Buradan ise Kumlu boğaz ve yörük yaylaları ve en sonunda Eğri göle saat 22.25 de ulaşabildik.

Hemen bir ateş yakıp çadırımızı kurduk. Tabi göl civarında ağaçlık olmadığı için yanımızda tedbir amaçlı getirdiğimiz armut kütüklerini tutuşturma işini göl kıyısına vurmuş kuru kamışlara bıraktık. Epeyce bir kamış yandıktan sonra kütükler tutuşmaya başladı..

Bu arada bize yemek hazırlama telaşındaydık. Menüde saç kavurma
ve çoban salata birde olmazsa olmaz kara çaydanlık çayı var.


Yemeğimiz hazır olduğunda saat 23.30 civarı idi. Yemeğimizi yedik. Başladık ateş etrafında sohbete...

Tabi ben ve arkadaşım Hüseyin sigarayı bırakmak için yanımızda sigara getirmedik. Buradan sigara içmeden inebilirsek iş tamamdı Sigara bırakılmıştı...Bu esnada bizim kampın olduğu yerden25-30 metre yukarımızda da taksi içerisine kamp kurmuş bir gurup daha vardı.. Yanımıza geldiler... Saç kavurmanın kokusunu almışlar olmalılardı ki ''- ne yapalım domates ekmek yedik'' diye söz vurdurmaya çalıştılar ama iş işten çoooktan geçmişti bile...

Derken daha ileride olan bir gurup geldi yanımıza Hani ateş yanıyor ya pervane hesabı toplanıyorlar başucumuzda. Bu arada bizim çay soğumakta... Adamlara ikram etsen bardak yok... İçsen olmaz..bekleyelim bakalım belki giderler...

Gitmediler.. Ama iki tane sigara kaptık adamlardan… Söz buradan sonra kesin bırakacağız sigarayı Tam yarım saat kabir suali gibi soru yağmuruna tutulduk. … Kimsiniz necisiniz neyle nereden neden ne zaman geldiniz... Yaa işte sigaranın sağlığa zararları.. Çok şükür en sonunda kendileri ile hiç muhatap olmayan ve gitmeleri için gözlerinin içlerine bakan bir ekibin yanında fazla kalmama kararı aldılar ve size iyi geceler diyerek uzaklaştılar...

Ohh be o neydii Saldırın çaya çekirdeğe...,,

Vakit yatma saati saat:01.20 koğuuş yatt.. Altımızda bir bez parçası üstümüzde kilimden yorgan başımızın altında mont ve bottan yastık, yattık. Yattık ama uyu uyuyabilirsen. Üst taraftaki gurup başladı çeneye...

Izdırab dolu bir iki saat geçirdim çadırın içinde Ve saat 03 35de çalan alarm sesi ile aynı ızdırabı çeken Yakup arkadaşımı kaldırdıktan sonra güneşin doğuşu en iyi nerden izleriz sorusunun cevabını aramak için gölün kenarında bir kayalığa çıktık… Evet güneşin doğuşu buradan çok güzel izlenirdi…

Biraz sohbetten sonra bir an ikimizden de ses kesildi… Bir gürültü.. yok yokk bir homurtu vardı .. Bir hayvan sesi idi bu… Vakit gecenin en karanlık vakti göz gözü görmez.. yanımızda ne ışık var ne de bir çakmak..Bir karaltı ses yaparak dolaşıyor altımızda ama ayı desen değil domuz desen değil. Neydi bu yahu.. Hemen uluslar arası patentli Türk aklımızı çalıştırıp fotoğraf makinelerinin flaşından yararlandık. Sese doğru flaşları patlatırken Yakup sesin bir hayvana ait olduğunu hayvanın sadece gözlerini görebildiğini söyledi..

Serde erkeklik var… hiç korkmadık .. Ama tedbir olsun diye elimize kaya alıyor bir yandan da hayvana atıyoruz kaçsın gitsin diye… Ama hayvan inat ki ne inat gitmiyor bize doğru geliyor.. Tabi haalaa serde erkeklik var.. Biraz uzaktan izlemeyi tercih ettik koşar adımlarla uzak bir mesafeyi seçtik izlemek için. Tabi bu arada hayvan sanki dört nala koşar gibi koştu ve ileriye bir yere gitti…. Sonra yeniden bize yöneldi. Yok bilader ağaç artık serde erkeklik merkeplik yok.. Hoş zaten erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır ya.. Biz kampın yolunu tuttuk. Işık alıp bu hayvan nedir görecektik… Biz kamp çadırına doğru ilerledikçe oda çadıra doğru yöneldi..Eyvah bu bir azılı domuzdu galiba… Derken bir ışık belirdi gökyüzünde… Sonra o nurani ışık karşıki dağda göründü ve göle yansıdı… Ve en sonunda o nurani araba farı bize hayvanı gösterdi…



EĞRİ GÖL MACERASI 2



O Nurani ışık bize gösterdi ki bu bir aygırmış. fazla sallamayayım az kalsın at kasabı olacakmışız…
Neyse titanic batmaz bizde merak bitmez dedik yola devam.. Tekrar çıktık o karanlık sessiz pus çökmüş tepeye…
Güneşin doğuşunu izleyecek ve görüntüleyeceğiz ya
(BİZİM FOTOĞRAF İÇİN NELER YAPTIĞIMIZI NE ZORLUKLARLA FOTOĞRAF ÇEKTİĞİMİZ BİRİLERİ ANLAR UMARIM)
üzeri düz bir taş yığını bulduk oturduk değerli dostum xelement ile birlikte..
Yok, aslında ben oturamadım Yakup otura otura o kadar büyütmüş ki benim karpuz sığmadı yere koydum…
Manzara güzel ben yakuba enstantane diyafram ıso gigi garışık guruşuk şeylerden bahsediyorum…
Yakup yine tavşan görmüş tazı gibi gözlerini dikti bir noktaya.
. Haydaaa al sana bir bela daha… Gölden acayip bir yaratık sahile doğru geliyordu.. Geliyor evet geliyor…
kıyıya yanaştı.. kıyıya çıktı..Yahu neydi bu Yakup? Bu harbiden domuz muydu yoksa… Kaç Yakup kaç…
Serde erkeklik var ama kaç sen ölü erkek işe yaramaz…
Biz bir topuk uzak bir mesafeye attık canımızı ama merak bu.. Göle gözü diktik bakıyoruz..
Yaratık bu defa kıyıdan göle doğru açılmaya başladı… Bu arada günde iyice ağarıyordu..



Dağlar seçilmeye başlamıştı…Elimizde de ışıldak yaklaştık biraz korkarak..
Yakubun gözler maşalar solar cihazı gibi. –tüüüüü bunlar adammış lan Bot ile gölde geziyorlar..
eee o kadar gürültüye ışık tutmamıza neden ses çıkarmadılar.. Göle ağ attılar tabikide ondan…

Neyse göbeklerimiz çatlayıncaya kadar kendi kendimize güldükten sonra baktık ki bu güneş bizi bu tepede ya kurda yem edecek ya kuşa
Hiç olmadı korku pokuna kalpten gideceğiz… Sabah fark ettikti durduğumuz yer mezarlıkmış Oturduğumuz taşta mezar taşı…


Güneşin doğuşundan vazgeçtik suya yansımasını göle yansımasını görmek için karşıki dağa tırmanmaya karar verdik..
Aldım benim kırmızı beygiri düştüm yola. Çıktık dağa… Gün kızıllaşmaya başladı…






Tam manzaralı bir yer bulduk..
Oda nesi bir koyun sürüsü.. Eeee başında da muhakkak üç değil.. İkisi büyük ikisi ufak tefek…4 tane köpek.


Hırrrrrr haf haaavvvff haf hafff..

Bende köpekden bir korkarım… Allahtan çoban emmi susturdu köpekleri..


Yanına çağırdı.


Yavaştan ben korkaraktan gittik çobanın yanına.


Emmi nerelisiniz Bozkırlıyız dayı—Balığamı geldiniz emmim.
Biraz garışık balık fotoğraf gezme delilik… Ortaya karışık bişey.. Hava soğuk gün ışılatamaya ve gölün en güzel anlarını yansıtmaya başladı
… Dayı dedim ateşin varsa şu geveni bir yakalım ısınalım. Dayı çakmağı verdi.. Çaktık çaktık yanmadı…
Çoban aldı eline çağmağı çaktı yandı… Ve ekledi çobanın yaktığı tutar…






0 yorum:

Yorum Gönder

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More