10 Kasım 2010 Çarşamba

BOZKIRDA BİR GÜN...

RENGÂRENK BOZKIR

Bozkır, ismiyle tezat yemyeşil bir diyar… Bu diyar hep rengârenktir. İnsanı da rengârenktir, doğası da. Civar ilçelerle mukayese edilince daha da bir fakında oluyorsunuz farkının. Nedir Bozkır farkı, ne olursa olsun değişmeyen insani değerleri, küçük ama içinde her şeyi bulabileceğiniz Cuma pazarı. Her sanat kolundan yetişmiş insanlar, aynı sanat kolunda faaliyet göstermesine rağmen Ahilik geleneğini bozmadan neşe ile yapılan esnaf sohbetleri.
 Bu sabah evden çıkıp işe doğru yürürken bir daha gözlemledim canım Bozkırımı. Çökelez yolundan yürüyorum çarşıya doğru. Ben işe giderken Endüstri Meslek Lisesi Öğrencileri de okula doğru ilerliyorlar. Değişik değişik köylerden gelen deli fişek öğrenciler. Kimisi kankasının koluna girmiş sarhoş misali sallana sallana yürüyor, kimisi arkadaşı ile şakalaşarak koşturuyor. Kızlar fiskos fiskos gülüşüyorlar içlerinden. Delikanlılık, kızların peşinde de genç çocuklar…
 Mobil petrolü geçince Çarşambanın uğultusu duyuluyor kulaklarıma. Tarihi Selçuklu köprüsünün önünde ki o minnacık sekiden akan sular sabahın serinliğiyle bütünleşince ayrı bir senfoni oluyor. Hemen kaldırımda ki dişbudak ağaçlarının sararmış dökülen yaprakları… Halk bankasının bankamatiğinin önü her zaman ki gibi dolu. Yaşlıların çoğunun gözü iyi almadığı için hiç tanımadığı kişilere bankamatiğini verip şifresini söyleyip maaşını çektiriyor.
Yoldan geçen beş kişiden birinin elinde dumanı üstünde, sıcacık pide, evine ya da işine gidiyor. Taşekmeğin içinde pide ve peynirli sırası bekleyen insanlar. Köprüye yaklaşınca ağarmış saçları ile Ramazan Petek yine elinde bir süpürge dükkânının çevresini süpürüyor. Köprünün başında bizim Karadenizli Mustafa Usta. Camekânlı arabasının üstünde peynirli ve kıymalı böreklerini satıyor. Selamlaşıyoruz.
Eski belediye binasının önünde. Anıt alanının dışında  elma sandıkları açılmış, sarı  golden kırmızı starking elması Amasya, ve arapgızı . Seydişehir yolu üzerinde ki esnaflar sergilerini açıyor. Lokantalarda çorba içen müşteriler. Bismillah deyip bende açıyorum işyerimi.’’Rabbim, kazancımızı helal ve bereketli kıl. Bismillahirrahmanirrahim.

Gün bitiyor. Akşam kepengi kapatıp yandaki esnaflarla selamlaşıp düşüyorum yola. Hava karanlık, yollarda mesai bitiminin hareketliliği var. Elmacılar sandıkları toplamış. Büyük köprüye gelince şöööyle bir bakınırım. Sokak lambalarının suya vuran şavkına. Çok hoş bir manzara görürsem kurarım makine mi iki kare fotoğraf alırım. Sonra öbür tarafa Asar Tepeye doğru bir bakarım. Asar Tepe de projektör ışığında dalgalanan şanlı bayrağımıza bakar göğsümü kabartırım.
Penceresinde dizili sıcak somunların kokusunu alır girerim Taşekmeğe. Bir tane sıcak somun alır çıkarım. Markete girer market çalışanları ile laflar bir liralık kabak çekirdeği alır düşerim Çökelezin yoluna. Çocuk parkında kadınlar oturur, ya da ayaküstü sohbet ederler genelde o saatlerde. Bazen de ebeveynleri ve çocukları yürüyüş yaparlar parkta oynarlar. Onlara bir tebessüm eder. Devam ederim. Böylece biter bir günüm daha…
10-11-2010 ÇARŞAMBA
 Hüseyin DUMRU



1 Kasım 2010 Pazartesi

AHMET AYYILDIZ'A İTHAF OLUNUR

Geçen hafta yine  www.siristat.com da yayınlanan bir haberimize ( http://www.siristat.com/2010/10/tempo-tvde-ki-bozkr-gecesi-izlenimleri.html )yapılan bir yorum hakkında ki düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım.
http://www.siristat.com/2010/10/biraz-daha-anlays-biraz-daha-hosgoru.html
Cuma günü yazdığım yazımda hedef aldığım hiç kimse yoktu. Tecrübe ve bilgi sahibi olduğum bir konuda, fikirlerimi paylaştım sizlerle. Yazımı objektif ele alanlarda oldu. Eğrime eğri dediler doğruma doğru dediler. Başımüzre…. Lakin Sayın Ahmet AYYILDIZ yani İstanbul Bozkırlılar Derneği Başkan’ımız yazımın şahsına ithaf edildiği şeklinde bir inanışa girmiş. Ve kendi ifadesi ile onu taşlamışım.
Tabi benim yazımın hedefi bambaşka düşünceler oluşturmaktı insanlarımızın zihninde.
Bozkıra hizmetin sadece Bozkır merkeze taş döşeme olmadığını,  Bozkıra sahip çıkmanın Bozkırda istihdam sağlamak dışında da yapılabileceğini vs Yani dernekler gibi n sivil toplum örgütlerinin i toplum bazlı hizmet sunduklarını insanlarımıza kendi dilimizin döndüğü gibi anlatmaya çalıştım.
Ahmet AYYILDIZ Bu yazımı kendisini karalamak, kendisine beceriksizlik ve şovmenlik gibi sıfatlar yakıştırmak için yazdığım yanılgısına kapılmış. Bu yanılgısının altında ki neden ise İstanbul’da ki Bozkırlılar Pikniğinde ki malum olay. O olaydan sonra biz birkaç defa Ahmet beyle görüştük, Ben o olaya şahsi baktığımı fakat kendisini Bozkırlılar Derneği Başkanı olarak kaldığı sürece şahsi husumetimi geri planda tutacağımı defalarca izah ettim. Ahmet Beye hiçbir şeye saygı duymasam Bozkır adına çaktıysa bir tahtaya bir çivi o çivinin hatırına saygı duyarım. O 63 yaşında ben 28 yaşındayım.  Yaşına hürmeten saygı duyarım. Başkanı olduğu Derneğin adını kullandığı için saygı duyarım. Ötesine kimse kusura bakmasın karşısında ki insanı dinlemeden kendi konuşmasını dakikalarca kesiksiz sürdüren bir insana saygı duymam.
Ben saygımla edebimle aradım Ahmet Bey’i. Yazımın hedefinde olmadığını ve objektif bakamadığı, göremediği için, kendi kendisini hedefe koyduğunu ifade etmeye çalıştım. Ama maalesef başarılı olamadım. Ahmet Bey kafayı takmış o olaya o olay üzerinden kafasına göre senaryolar yazmış.
Ahmet beyde çok iyi biliyor ki ben kalemimi sakınmam. Bir insanı hedef alırsam adını yazmaktan sakınmam, kelimelerin arkasından konuşmam. Aynı bu yazımda olduğu gibi adımla şanımla yazar fikrimi sakınmam.
Efendim Ahmet bey İstanbul da her türlü hizmeti sunuyormuş biz her şeyin haberini yapıp Ahmet beyin  yaptıklarının  haberini?? Yapmıyor muşuz. Bizler Bozkır ile ilgili ne olursa olsun elimize ulaşan ve ULAŞTIRILAN bilgileri daima paylaştığımıza sizler şahitsiniz. Fakat İstanbul da gelişen bir olaydan Bozkır’a birileri haber vermez ise biz nasıl bilebiliriz? Bunu hiç düşünmeden  ‘’ vay efendim siz benim haberimi yapmıyorsunuz’’  cıngarı koparıyor. Siz haberi yapılacak icraatlar yapın, bununda bilgisini bizlere verin eğer haberi dünya ile paylaşmaz isek gelin suratımıza o zaman tükürün.


Ben ne politikacıyım nede politikada gözü olan birisiyim. Ne iş adamıyım ne de gazeteci. Ben sıradan bir TC vatandaşıyım. Ama Bozkır aşığı olan Bozkırı daha ileride görmek isteyen bir kişiyim. Bu amacıma da karınca kararınca hizmet ediyorum. Sırf Bozkırımızı tanıtayım diye bu hafta sonu Türkiyenin değişik illerinden Konya da eğitim gören öğrencileri Bozkıra getirdim Bozkırın görülmeye değer yerlerini gezdirdim. Ve bunların bütün karşılığını dar gelirli bir vatandaş olarak cebimden ödedim. Bu yazıyı okuyanlardan belki hiç kimse benim çalıştığım işyerini bilmez. Çünkü ne benim nede işyerimin Bozkır adının yanında reklama ihtiyacı yok. Bozkırın reklamını yapayım yanına da kendi reklamımı sıkıştırayım endişesi gütmedim, gütmem.
Ben dâhil 7 genç Bozkırda Bozkırlılar adına bir dernek kurduk. Ve ilk haber verdiğimiz ilk desteğini istediğimiz kişilerden biri Sayın Ahmet beydir. Şahsi olarak sevmeyebilir, husumet besleyebilirim. Ama ortak paydamız Bozkır ise daima başımın üstünde yeri vardır.

Buradan Sayın İstanbul Bozkırlılar Derneği Başkanına yeniden sesleniyorum Çünkü telefon görüşmelerimizde hep o konuşuyor ben dinliyorum. Bana kendisinin yaptığı hizmetleri anlatıyor ben dinliyorum. Ama o beni maalesef dinlemiyor. Hani eskiden mektuplara büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öperim diye başlardık ya ben Ahmet beye elini öpüyorum ama o benim gözlerimden öpeceği yere varsa bir yanlışım ki olabilir genç ve heyecanlıyım olgun davranıp yol göstereceği yerde bana sırtını dönüyor.

Ne diyeyim inşallah bir gün bana karşı duyduğu husumeti oda bir kenara bırakırda tıpkı diğer Bozkır gönüllüleri gibi gelir evimde bir bardak çayımı içer Bozkırdan gurbete uzanan gökkuşağının altında birlikte ıslanırız.

Bu yazımı www.siristat.com da yayınlamamamın sebebi yazımdan mütevellit oluşan fikirleri yada soruların cevabını yazıyı yazan kişi ile değilde site sahibine ‘’ yeniden yaz o yazıyı gibi emri vakide bulunmamaları içindir.

Hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Esen kalın.
Hüseyin DUMRU












Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More