23 Mayıs 2011 Pazartesi

Bozkır Yaylalarını Fotoğrafladılar.


Dernek Yönetimi olarak ortak aldığımız bir karar ile Konya’da yaşayan ve fotoğrafa gönül veren insanları Bozkır Yaylalarına geziye davet ettik.
Gezinin Konya da ki fotoğraf sanatçılarını bir araya getirme işini Konya’nın yetiştirdiği en tevazulu fotoğraf sanatçısı Ali IŞIK üstlenmiş ve 22 Mayıs 2011 Pazar günü Bozkır- Çağlayan- Dere-Sorkun kasabalarının yaylaları ve akabinde Aygır gediği şeklinde bir tur düzenlenmiştir.

Pazar sabah 10.30 suları gelen Ali IŞIK ve 28 kişilik ekibini Bozkırda Dernek Başkanımız Yakup ÇETİN karşıladı.  Dere kasabasında ekibe bende dâhil oldum. Ekibimiz Dere kasabasında portre fotoğraf için gönüllü birkaç kişi ile fotoğraf çekimi yaptıktan sonra ekiple birlikte çay içip yola çıktık.
27 kişilik araca ben ve Yakup da dâhil olunca koltuklar yetmedi. Başkanım ile ben dönüşümlü olarak mavin koltuğu ve ara koridordaki gazete kâğıdında devam ettik yolculuğa.
Sorkun Kasabasında asfaltın bittiği yerde şoförün göz bebekleri büyümeye başladı. ‘’Bu ne biçim yol böyle yaa’’ diye önce içinden sonra dışından hayıflanmaya başladı.
-Kaptan devlet baba Antalya sınırlarında ki yaylalardaki evlerin önüne dahi asfalt döşerken bize de bu yolları reva görmüşse vardır devletimizin bir bildiği diyerek çetin yollar aşacağımızı kulağına fısıldadım.

Sorkun Kasabasını çıkıp Dikilitaş Yaylasının dik-bozuk yol demeye bin şahit ister yollarında ilerliyoruz. Şöför çaktırmadan bildiği bütün duaları okumaya başladı. “Allah’ım şu dağdan sağ salim bir kurtulsam bir daha adım atmam Bozkır dağlarına” diye adaklar adayarak ilerliyor araçtaki konuklarda yavaştan paniğe kapılıyor. Morallerin düştüğünü hisseden Ali Bey olaya müdahil olup, ortamı yumuşatmak hoş bir yolculuk sağlamak için çeşitli kıssalar ve fıkralar anlatıyor. Deve Düzü’ diye anılan mevkide şoför aracı dinlendirmek gerekir dedi, araçtan inildi. On dakika mola.

Araçtan inen kendisini Bozkırın yeşiline, çimenine, çiçeğine attı. Rengârenk halılar gibi döşenmişti adeta yol kenarları. Fotoğrafçılar özelliklede makro çekim yapan arkadaşlar için güzel bir malzeme idi.

On dakika doldu ama konuklar araca binmek istemiyor, bu güzel doğada saatlerce özgür kalmak isteyince aracın hareket etmesi bir on dakika daha aldı.





Otobüsümüz kıvrım kıvrım ve keskin yokuş virajlardan dualarla çıkıyor. Ve nihayetinde Dikilitaş Yaylasının göründüğü, Sarıot,Keklicek yaylalarına giden yol sapağında ‘’hatıra fotoğrafı çektirmek için’’ duruluyor.





Karşımızda karlı Yıldız Dağlarını fon olarak kullanan Ali bey iki kare hatıra fotoğrafı alıyor.

 Tekrardan kendisini doğaya salan fotoğrafçılar ne çekeceklerini şaşırmış gibi sürekli çekim yapıyorlar. Ekibi araca toparlamak yine zor oldu ama başardık. Araçla birlikte Dikilitaş Yaylasının içinden geçerek konuğu olacağımız Hüseyin Kaygısız( Çavdar)ın evinin yukarısında otobüsü park ettik.


Araçtan indiğimiz yerde Hasan Zambak (tahıncı hasan) duvara yaslanmış güneşleniyordu.  Fotoğrafçılar için bulunmaz malzeme olan poz veren insanJ

 Bütün arkadaşlar bu fırsatı değerlendirirken biz konuğu olacağımız evin avlusuna doğru ilerledik. Ev avlu deyince aklınız karışmasın ev toplasanız30-40 metrekare avluda en fazla 15 metre kare.  Avluda konuklarımıza ikram etmek için hazırlanan yöresel adıyla keşli ekmek ( saç böreği)  ablalarımızı gören fotoğrafçılar bunu da değerlendirip bol sayıda fotoğraf çekildi.


 Hazırlanan ekmekler yayla yoğurdu ile birlikte konuklarımıza ikram edildi. Yaylada keşli ekmeğin tadı bambaşka oluyor tabi ki. Taze tereyağı ile yağlanmış sıcacık ekmek ve salla kaşık kalıp kalıp  keçi sütünden yoğurt. Yeme de yanında yat.


Yemek faslından sonra konuklar sabırsızlanmış ve usul usul yaylanın çeşili noktalarında yayla hayatını fotoğraflamaya dağılmıştı ki imdada çay yetişti ve çaaaaaaayyy!! Sesini duyan toplandı. Çaylar yudumlandı.




 Bir yandan çaylarını içen konuklarımız bir yandan da ev ahalisi ve yayla halkından güleç yüzlü insanlarımızı fotoğraflamaya devam ediyordu.



Zaman kısıtlı gidilecek yerler ise çoktu. Bu yüzden ekibi yeniden toplayıp yola çıktık. Güzergâhımız Sorkun Beşmuar Yaylası idi. Çıra yolundan kıvrıla kıvrıla inen otobüs bazı nedenlerden dolayı Sorkun Beşmuar mevkisini durmadan geçti.






 Merdiven gediğinde inen konukların bir kısmı Sorkun Yaylasına doğru yürüyerek Ali bey’in deyimi ile Orta Asya bozkırlarına benzeyen Süleğe doğru yürüyüşe geçti. Bir kısmı ise araçla ilerlemeyi tercih etti.










Şimdi ki güzergâhımız Torosların nazar boncuğu Dipsiz Göl. Rivayetlerle efsaneleşmiş bir obruk gölü.





Aracımızı gölün yanına girdirmeden, yol kenarında bırakıp konuklarımıza gölü, efsaneler ve bilimsel çalışmaların sonuçlarını anlatarak bilgilendiriyoruz.



Gölü çok seven konuklarımız öğle molası vermek istediler.  









Yaklaşık olarak bir buçuk iki saat kadar Konyalı fotoğrafçılar tarafından fotoğraflanan gölden ayrılıyor ve Sarıot Yaylasına Doğru İlerliyoruz.

Yol boyunda ki böbrek kumlarını döktüğü rivayet edilen çeşmenin ora da da bir beş dakika mola veriyoruz. Malum şifa niyetine Bismillah deyip su içmek istiyor konuklar. Tabi amaç sadece su içmek değil dağdan akan suyun oluşturduğu o muhteşem manzarayı da karelemek gerekli.


Aracımız tekrar harekete geçiyor yol üstünde ki Han muarı mevkisinde bir on dakika çekim yapılacak. Otobüste Buranın ne özelliği var? Burada ne çekilir ki diye soran insanlar otobüsten inince hemen deklanşör seslerini su sesine karıştırmaya başladılar.



 Hava kapalı olsa da çekimler devam ediyor, bulutlar dağılırmı acaba diye gökyüzüne bakılıyor. Bulutların dağılmadığını gören ekip boynu bükük araca doğru ilerlerken bir anda açan güneşi kaçırmak istemeyen fotoğrafçılar makinelerini alıp koşuyorlar toroslardan akan suyun yaylaya giden kanala döküldüğü yere. 






Ama nafile en fazla 3-4 kare çektikten sonra güneş yeniden kayboluyor bulutların arasında ve yola devam etmek gerekir.













Ekipte daha önce Aygır Gediği İsmini duyup da çok gelmek istemesine rağmen gelemeyen konuklarımız olunca Sarıot Yaylası ve Çağlayan yaylasına fazla bir zaman ayıramadık. Malum, Aygırın en güzel olduğu ay Mayıs ayıdır. Ve saatler akşama yaklaşıyor. Şöförümüz Çağlayan Yolundan Karacahisar Köyüne giden yola girmekle hiç iyi etmediğinin farkında vardı ama nafile, rehber bu yolu gösterdi Başka yol yok ki benim ne günahım var?
Yine bilinen bütün duaların eşliğinde Yayla yolundan indik. Ama aracın Aygır yoluna girmesi imkânsız.


 Adeta araç geçmesin dercesine kasıtlı olarak bozuk bırakılmış bir yol vardı önümüzde. Ekibimizden yürüme zorluğu çeken iki kişi vardı ve yol uzun ve bozuk olunca bu güzellikten mahrum kaldıkları için herhalde bu işin sorumlusuna bildikleri bütün bedduaları okumuşlardır.










Aracı bıraktığımız yerde de başka araçlar vardı. Onlarda Aygır gediğinin güzelliğini görmelerini engelleme çalışmalarını bastırmış ve yürüyerek de olsa bu haklarını almaya gitmişlerdi anlaşılan.








Tek beddua okuyan biz değilmişiz. Yolda ilerlerken bahçede çalışan iki kadın bize sesleniyor ‘’ yazın bu rezilliği’’  Daha önce de duyumlarım olmuştu Karacahisarlılar bu çalışmayı istemiyor diye. Galiba doğru duymuşum. Çalışan teyzeler Karacahisar Muhtarı ve Sorkun belediye başkanına öfkeliydiler.


Biz konuklarımız ile birlikte bataklığa çevrilmiş yollardan bata çıka ilerliyoruz. 








Aygır Gediğine varmamız yarım saati geçmiştir. Yolda hışıl hışıl ellerinde piknik malzemelerini taşıyan iki orta yaşlı insan ve birkaç yorulmuş genç vardı. Ne diyeyim bu işlerden kim sorumlu ise iki elim yakasında olacaktır bu biline..






Konuklarımızdan bazıları suyun çıkış noktasına yürüyerek gidebileceklerini hayal dahi etmemişler. Bende bu şaşkın bakışları ve hayranlığın oluşması için çok fazla bilgi vermemiştim.














İnsanlar adeta gelinlik giymiş bir geline bakar gibi çağlayan suyun sesinde büyülenmiş gibi bakıyorlardı. 











Herkes önce su gözünü çeşitli açılarda fotoğrafladıktan sonra sıra hatıra fotoğraflarına geldi. 











Su gözünde çekilen fotoğraflar galiba en büyük tanıtım aracımız olacak.











Yaklaşık iki bucuk saat boyunca Aygır Gediğinde çekim yapan ekip meydanda boylu boyuna yatan sı boruları için ayrıca teşekkür iletmemi istediler işin sorumlularına. Ve ayrıca işin ehli bir konuğumuz kullanılan borunun en düşük kalitede olduğunu söyledi. Bu da kulağımızın arkasında duruyor.
Aracın yanına geldiğimizde akşam ezanı okunuyordu. Herkes yorgun ve tatmin olmuş bir halde otobüse kendisini atmış, Dere Kasabasında ikram edeceğimiz çayı duyunca kendine gelmişti.  Araçta söz alan bir konuğumuz bölgemizi çok sevdiğini ve KONYA DA BÖYLE BİR GÜZELLİK OLDUĞUNU BİLMEDİĞİNİ, KENDİLERİNE BU GÜZELLİĞİ SUNA N DERNEĞİMİZE TEŞEKKÜR ETMEK İSTEDİĞİİ SÖYLEDİ. Ekibimize çay ikram ettikten sonra ben ekipten ayrıldım ve ekibi yeniden Dernek başkanımız Yakup Çetin'e emanet ettim. Ekibimiz çaylarını içtikten sonra Konya ya doğru yolculuklarına devam etti.

Bende bu fikrimize sıcak bakan ve onaylayan başta dernek başkanımız Yakup Çetine ve diğer değerli dernek üyelerimize,
Konuklarımıza bütün sıcakkanlılığı ile yaklaşan halkımıza
İkramda bulunduğumuz keşli ekmek için bizlere evini açan Hüseyin Kaygısız( çavdar) ve ailesine Ayşe Gülere,
Teşekkür ederim
Son olarak da Bozkırın mülki amirlerini Özellikle iktidarda ve muhalefette olan siyasi parti temsilcilerini belediye başkanlarını başta Aygır Gediği olmak üzere yayla yollarını görmeye davet ediyorum.

Hüseyin DUMRU
BOZDER Bşk. Yrd.





1 yorum:

Patricia Howell dedi ki...


I used to be recommended this blog by way of my cousin. I am no longer positive whether or not this publish is written through him as no one else realize such exact approximately my trouble. You are incredible! Thank you! gmail login

Yorum Gönder

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More